Gümüş Dere ve Susayan Papatya

Mavi Elbiseli Kız ve Altın Tarlalar
Uçsuz bucaksız sarı başak tarlalarının arasında küçük bir köy vardı. Bu şirin köyde kalbi sevgi dolu Tuana adında bir kız yaşardı. Tuana her sabah penceresine konan kuşlara neşeyle selam verirdi. Yolda yürürken karıncaları incitmemek için adımlarını çok dikkatli atardı.
Köyün etrafındaki doğayı izlemek Tuana’ya büyük bir huzur veriyordu. Toprağın kokusunu ve rüzgârın şarkısını dinlemeyi çok seviyordu. O yıl güneş gökyüzünde her zamankinden daha parlak duruyordu. Uzun zamandır bulutlar köye uğramamış ve tek damla bırakmamıştı.
Dereler yavaşlamış ve ağaçların yeşil yaprakları hafifçe boynunu bükmüştü. Köydeki minik kuzular tarlalarda sessizce taze otları arıyordu. Çiftçiler ise her sabah umutla gökyüzündeki beyaz bulutları bekliyordu. Doğa sessiz bir bekleyiş içinde gökyüzüne bakıp duruyordu.
Hasan Dede köyün en yaşlısı ve en bilge kişisiydi. Bir sabah köy meydanındaki büyük çınar ağacının altında herkesi topladı. Bastonuna yaslanarak çevresindekilere sakin bir sesle konuşmaya başladı. Toprağın biraz desteğe ve sevgi dolu bir isteğe ihtiyacı vardı.
Yol Kenarındaki Küçük Dost
Ertesi sabah güneş tepelerin arkasından yavaşça yükselmeye başladı. Köylüler en güzel kıyafetlerini giyerek tepedeki düzlüğe doğru yürüdüler. Tuana da en sevdiği gökyüzü mavisi elbisesini özenle giymişti. Uzun ve dalgalı saçlarını tarayıp rüzgâra doğru savurmuştu.
Yol kenarında yürürken kurumak üzere olan küçük bir papatya gördü. Papatyanın beyaz yaprakları susuzluktan dolayı birazcık pörsümüş duruyordu. Tuana matarasındaki son bir yudum suyuna baktı ve gülümsedi. Kendi susuzluğunu unutup matarasındaki suyu çiçeğin dibine yavaşça boşalttı.
“Sen benden daha çok susamış görünüyorsun küçük dostum,” dedi. Suyu içen papatya sanki canlanmış gibi yapraklarını hafifçe dikleştirdi. Yaşlı meşe ağacı derin bir nefes alır gibi hışırdadı. Hasan Dede bu güzel manzarayı görüp Tuana’ya sevgiyle gülümsedi.
Tepeye vardıklarında hava oldukça sıcak ve durgun hissediliyordu. Herkes el ele vererek doğanın yeniden canlanması için niyet etti. Bazı insanlar gökyüzünde hiç bulut görmeyince birazcık ümitsizliğe kapıldı. Ancak Tuana’nın içindeki umut ışığı hâlâ ilk anki gibi parlıyordu.
Kalbin Sessiz Fısıltısı
Tuana kalabalığın biraz uzağındaki düz bir taşın üzerine oturdu. Gözlerini yavaşça kapattı ve ellerini dizlerinin üzerine koydu. Sadece kulaklarıyla değil, tüm varlığıyla etrafındaki sessizliği dinlemeye başladı. Toprağın derinliklerinden gelen o sessiz yardım çağrısını kalbinde hissetti.
İçinden geçenleri kimsenin duymayacağı kadar alçak bir sesle fısıldadı. Karıncaların yuvalarına su götüremediğini ve çiçeklerin boynunun büküldüğünü düşündü. Herkesin ve her şeyin mutlu olması için bir damla yeterli, diye geçirdi içinden. Kalbinin en derinindeki sesi gökyüzüne doğru gönderdi.
Tuana o kadar içten bir şekilde diliyordu ki zaman durmuş gibiydi. Bu sadece bir istek değil, tüm canlılar için duyulan merhametti. Dinlemek, bazen dışarıdaki sesleri değil, içindeki iyiliğin sesini duymaktı. Küçük kızın yanağından süzülen bir damla yaş kuru toprağa düştü.
Tam o sırada kavurucu sıcağın yerini tatlı bir serinlik aldı. Uzaklardan pamuk gibi bembeyaz bulutlar gökyüzünde hızla toplanmaya başladı. Bulutlar el ele vererek gökyüzünü yumuşak bir griye boyadı. Rüzgâr, taze toprak kokusunu her yere neşeyle taşımaya başladı.
Bereketli Yağmur ve Gülümseyen Toprak
Hasan Dede gökyüzüne bakıp derin bir nefes alarak konuştu. “Hissediyor musunuz? Samimi bir kalbin sesi gökyüzüne kadar ulaştı,” dedi. Birden bire gökyüzünden ilk damlalar yeryüzüne neşeyle inmeye başladı. Önce yavaşça, sonra ritmik bir şarkı gibi şakırdamaya başladı.
Yağmur damlaları toprağa değdikçe her yerden taze bir koku yayıldı. Tuana kollarını iki yana açıp yağmurun altında neşeyle dönmeye başladı. Islanan saçları ve parlayan gözleriyle çok mutlu görünüyordu. Kuruyan dere yatakları kısa sürede berrak sularla dolup taştı.
Köydeki tüm canlılar bu taze suyun tadını çıkarıyordu. Papatyalar yapraklarını sonuna kadar açarak gökyüzüne teşekkürlerini sundular. Tuana o gün çok önemli bir şeyi yaşayarak öğrenmişti. İçten gelen küçük bir iyilik, bazen en büyük kapıları açabiliyordu.
Köydeki tüm evlerin pencerelerinden artık neşeli sesler geliyordu. Toprak suya kanmış, doğa yeniden yeşil elbiselerini giymişti. Paylaşmanın ve sevginin gücü tüm köyü bir masal diyarına çevirmişti. Islak toprakların kokusu, sevgiyle çarpan kalplerin en güzel uykusu olsun.



